« Önceki |

31/10/2006

dili geçmiş travmalar

sarının kaynağına akan yıldızlar

imge diye neden gözüme vurur

 

çocuksu bir ürperiş ağacı kımıldatır

yapraklar üşüşür örtmek için üstüne

 

ormanın kuytuluğunda soylu bir ermiş

ipliğim nerde ipliğim nerde ağlıyormuş

 

avcıysam kime ne, kuş yuvasındaysa elim

sıkıntıyla patlamış kuşum uçtum uçacağım

 

dalından düşen zeytin olsam zor bulunan

sokar dilini neden inatla gözlerine köryılan

 

biliyorum sen ey ormanıma izinsiz dalan

topla çalı çırpını var git tütsülü kız evine

 

niçin öğüt vermez dil, öğütülmez arpa niye

aşk halatı atılmış bir ağaca kim bağlanmaz

 

gelgeç sokaktan geçmez günah yüklü kervan

hangi tül perdeden bakar dili geçmiş travman

 

ölüm sana dair söylenecek ne kaldı heybemden

adım kalsın yeter neyim varsa al götür sırtımdan

 

ömer akşahan

31/10/2006

gece yılkıları

beş nal da çaksam mazgallarından

düşmeyecek o beyaz tüle bürünmüş yel

 

yorgun askeriyim gecenin çıkınsız

yeni talimhane yaftası boynumda gezerim

 

sırıtacak ne bulduysam Goethe ormanından

yarım asrı aştım görünse bari akıl şeceremden

 

yok değilse gidilecek bir yol senden gayri

çiz rotanı mahzeninde kaçak yolcuyum şimdi

 

yılkı atlarını salarım gecenin bilinmez çayırlarına

sabahı dar eden tan vakti / söker yüreğimden o narı

 

ömer akşahan

31.10.2006/Konya

26/10/2006

sığınak

 

serçe en çok neden sevilir bilirsin

sürünür pençesinde bir hayatın izi


yorgun düştüğümde fikirlerinden gün

sığınağım olmasa da beklerim geceyi


soyunur dökünür akıl tüm hecelerden

düş uykusu için ılık duşa sokulur ten


kavga çoktan başlar daha harfler dökülmeden

kim çıka bu şiirin tepesine, hangi sözcük kona


kulağımda tepinir müziğin efsunlu sesleri akortlu

baykuş ağaçta bekler gece/gelirse şansına bir serçe


tut ki mayhoştu öpüşün, aksi geçen şu günü anımsatan

söylemin ürpertse de her defasında yüreğimde serçeleri


neden çoğul yalnızlık taşır yağmurlar çöl üstü gezerken

tükenmiş ne kadar söz varsa yurdumda yılgın bir hüzün


ömer akşahan

26.10.2006/Karşıyaka

16/10/2006

l a r v a

 

l a r v a

 

pul pul dökülürken

sözcükler

genzimden

güneşin

yakıcılığına

az kala

bir larva

göründü

nilüfer

adasında

sabah gezintisinden

dönerken

pek keyifli

hafifçe

kımıl

dadı

bir damla

suymuş

oysa

beni

öpen

 

ömer akşahan

17.10.2006/Konya

16/10/2006

erkenci sis

 

yıl dediğin nedir ki

akar gider su gibi

şu gelen sis de olmasa

 

aşk dediğin nedir ki

yakar geçer alaz gibi

şu gelen sis de olmasa

 

yaş dediğin nedir ki

göçer gider ağaç gibi

şu gelen sis de olmasa

 

veda dediğin nedir ki

susar lâl olmuş dil gibi

şu gelen sis de olmasa

 

ben dediğin nedir ki

solar bir gün gül gibi

şu gelen sis de olmasa

 

sen dediğin nedir ki

sevdadır deler Ferhat gibi

şu gelen sis de olmasa

 

ömer akşahan

16.10.2006/Konya